Dolar Kuru Artışının Ekonomimize Faturası

0 227

Dolar Kuru Artışı Türkiye Ekonomisini Nasıl Etkileyecek?

Dolar kuru 4 Nisan 2018 tarihinden bugüne 2,5 TL’lik artışla 4 TL’den, 6,5 TL sınıra dayandı. Dolar/TL kurunda yaşanan bu artış son bir ay içerisinde artış hızını arttırırken, son bir hafta içerisinde de zirveye ulaştı. Ekonomik karar vericilerin dahi tahmin edemediği bu durumun ülke içi ekonomiye yansımasını ve ekonomimize çıkardığı faturayı değerlendirmeye çalışacağız.

2001 ekonomik krizi sonrası dalgalı müdahaleli döviz kuru sistemine geçen Türkiye’de döviz kurlarının artışı 2018 yılına kadar belirli bir oranda tutulmuştur. Bu sayede milli paranın devalüasyona uğrayarak değer kaybetmesinin önüne geçilmiştir. 2018 yılı ile birlikte Türk parası Dolar karşısında ilk büyük değer kaybını 30 Nisan ile 23 Mayıs tarihleri arasındaki yaşamıştır. 30 Nisan 2018 tarihinde Dolar/TL kuru 4.04 TL iken, 23 Mayıs 2018 tarihinde 4,92 TL’ye yükselmiştir. 30 Nisan 2018 tarihinde 100 dolar almak isteyen bir kişi 404 TL ödeme yaparken, 23 Mayıs 2018 tarihinde 492 TL ödeme yapmak durumunda kalmıştır. Bu dönemde Türk Lirası dolar karşısında yaklaşık %18 değer kaybetmiştir. 23 Mayıs 2018 tarihinde Merkez Bankası faiz arttırımı kararı almış ve bu sayede dolar kuru artış hızı bir süre durdurulmuştur.

9 Temmuz 2018 tarihinde 4,53 TL’ye kadar gerileyen dolar kuru, 12 Temmuz’da yeniden 4,90 seviyelerini görmüştür. Dolar kuru 12 Temmuz ile 1 Ağustos tarihleri arasında 5 TL civarında kalmıştır. Asıl büyük artış ise Ağustos ayı ile gerçekleşmiştir. 2 Ağustos 2018 tarihi itibariyle 5 TL olan dolar/tl paritesi 10 Ağustos tarihinde 6,6 TL seviyesini görmüştür. Ağustos ayı itibariyle TL’nin dolar karşısındaki değer kaybı %25’e ulaşmıştır. Aynı şekilde 30 Nisan – 10 Ağustos tarihleri kıyaslandığında TL’nin dolar karşısındaki değer kaybı %40’a kadar ulaşmıştır.

dolar-kuru

Küresel Dinamikler ve Türkiye’nin Liberal Ekonomi Politikası

Ülkemizin 1980 sonrası uyguladığı makro ekonomik politikaların tamamı liberal ekonomik temeller üzerine oturtulmuştur. Ekonomide teşebbüs-i şahsi anlayışı hakim kılınmıştır. Özel sektör girişimleri devlet tarafında desteklenmiştir. Bu durum 2002 yılından 2018 yılına kadar ülkemizin yönetimini elinde tutan AK Parti tarafından da korunmuştur. Liberal ekonomik politikalar beraberinde ekonomiye devlet müdahalesi olmadan, serbestleşmeyi ve uluslararası ekonomik entegrasyonu da beraberinde getirmiştir. Teknoloji ve bilişim çağının yaşandığı günümüzde ülkelerin dış ticaret ilişkilerinde küresel dinamiklere ayak uydurmak zorunda kalması ülkemizi de bu entegrasyona dahil olmak zorunda bırakmıştır. Küreselleşme nedeniyle dış ticaretimizin büyük bölümünde ithalata dayalı ihracat anlayışı hakim kılınmıştır.

İthalata Dayalı İhracat Ne Demektir?

Ülkemiz, sanayi devrimini Avrupa ülkelerinde olduğu gibi 18. yüzyılda başlatmamıştır. Sanayi devriminin başlangıcı ancak Cumhuriyet’in ilanıyla ortaya çıkmıştır. Bunun öncesinde bir kaç büyük tersane ve atölye dışında sanayi tesisi mevcut değildir. Bu nedenle Avrupa ülkelerine göre sanayi konusunda oldukça zayıf bir birikime sahibiz. Cumhuriyetle birlikte sanayinin büyüme ve kalkınması hızlı şekilde sağlanmaya çalışılmış ve bu durum günümüze kadar devam etmiştir.

Cumhuriyetten bugüne, makro ekonomik politikalar içerisinde liberal iktisadi politikalar her zaman belirleyici olmuştur. Bu politikanın temel argümanlarından bir tanesi de hiç kuşkusuz dış ticarette serbesti, uluslararası entegrasyon ve çeşitli ortaklıklardır. Dış ticarette bu entegrasyonu sağlamak isteyen Türkiye ithalata dayalı ihracat modelini dış ticarette hakim kılmıştır. İthalata dayalı ihracat modeli şu anlama gelmektedir: İhraç etmek istediğin malların dış ülkelerden ithal ettiğin hammadde, yardımcı madde, yarı mamul, mamul ile değişmemiş eşya, ambalaj ve işletme malzemelerinden elde edilmesidir. Dış ülkelerden alınan mallar, ülke içerisinde montaj, kurulma ve diğer eşya ile birleştirilme dahil olmak üzere işçiliğe tabi tutulma, işlenme, yenilenme ve düzenli hale getirilme sonucunda ihraç edilmektedir.

Dolar Kuru Artışının Ekonomimize Faturası

Son bir ayda yaşanan 1,6 TL’lik dolar kuru artışının reel ekonomideki etkisini maliyet enflasyonu üzerinden konuşmak doğru olacaktır. Enerji, hammadde, ara mal ve üretiminde büyük teknoloji gerektiren ürünlerde dışa bağımlı olan ve sanayinin bir çok kolunda ithalata dayalı ihracat modelini uygulayan ülkemizde döviz kuru artışının ekonomimize faturası büyük olacaktır.

Dolar artışını dar kapsamda dış alım ve dış satım üzerinden değerlendirdiğimizde: İthal mallara ait maliyetlerin ciddi oranda arttığı görülecektir. Bir çok mal şu an gümrüklü depolarda vergileri ödenemediği için bekletilmektedir. Ayrıca, dolar üzerinden hesaplanan nakliye masraflarında da ciddi boyutlara ulaşmıştır. İthal mallara ait gümrük vergileri ve nakliye masrafları kurdaki artış nedeniyle %50 oranında artmıştır. Son bir kaç ay içerisinde ihracatçıların da büyük bir panik yaşandığı fark edilmektedir.

Maliyet enflasyonu vatandaşın cebini bir ay sonra yakıp geçecek gibi görünmektedir. Çay, zeytinyağlı, şeker gibi işlenmiş tarım ürünleri fiyatlarının en az %25 oranında zamlanacağı beklenmektedir. Bugün şeker ve şekercilik mamullerinin içerisinde büyük oranda toz şeker kullanılmaktadır. Bu şekerin bir bölümü dolara endeksli olarak yurtiçinden temin edilirken, bir kısmı da ithal edilmektedir. Bu da demek oluyor ki toz şeker maliyeti son bir kaç günde %50 oranında artış yaşamıştır. Meyve ve sebze ithalatı belirli ürünlerde olsa da (Muz, Kivi, Pirinç vs. gibi), diğer ürünlerin elde edilmesi için tarlaya atılan tohumdan, pazara ulaşması aşamasına kadar katlanılan maliyetlerin büyük bölümü de dolar endekslidir. Meyve ve sebzeler üretimi için alınan tohumluklar, aşı ve zararlı böceklerden korunması için alınan ilaçlar, sulama sistemlerinde kullanılan hammadde, pazar için yapılan ulaşım ve depolama maliyetleri gibi her şey dolar endekslidir. Dolar kurunda yaşanan artış nedeniyle soframızdaki domatesin, salatalığın fiyatı da yakın zamanda %25 – % 40 dolaylarında artacaktır

Kur artışından en ciddi etkilenecek sektör hiç kuşkusuz inşaat sektörü olacaktır. Şu durumdayken kimse kredi çekip konut alma cesareti gösteremeyecektir. İnşaat sektöründe kullanılan malların çok büyük bölümü ithal edilmektedir. Dolayısıyla inşaat maliyetleri ciddi oranda artacaktır. Üstüne bir de faiz oranlarının artması ve TL’deki değer kaybı bindiğinde millet konut almaktan uzunca bir süre vazgeçecektir. Hal böyle olunca ciddi durgunluğa girecek olan emlak piyasasında ev fiyatları dip yapacak ve ayakta kalmaya çalışacak olan müteahhitler ucuz fiyata ev satacaktır.

Dolar kuru artışının yarattığı etkiyi şu şekilde sonlandıralım: Kur artışı – Maliyet Artışı yaratır. – Maliyet artışının bir kısmı üreticiye bir kısmı tüketiciye yansır. – Tüketici harcamalarını azaltarak kendini koruyabilir ancak üreticilerin büyük bölümü sabit maliyetleri karşılayamaz ve iflas eder. – İşten çıkarmalar artar, ekonomi durgunluk dönemine girer. – GSYİH azalır. – Ülke küçülür. – Kişi başı milli gelir azalır. – Ekonomik gücün azalması siyasi, diplomatik, sosyal ve demokratik ilişkilerin zayıflamasına yol açar. – Sosyal alanda suçluluk oranı artar.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları